Edebiyat Sayfası,edebiyat,türkçe,Dil ve Anlatım,Çözümlü Sorular,Yazılı Soruları,Biyografiler

Türkiye’de Çocuk Tiyatrosunun Tarihi


Türkiye’de Çocuk Tiyatrosunun Tarihi

Gençlik tiyatrosu çocuk tiyatrosu kapsamında değerlendirilmiş, bu anlamda ciddi çalışmalar yapılmamıştır. Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü tarafından kurulan “Çocuk Tiyatrosu Birimi”nin önemini ortaya koyabilmek için öncelikle Türkiye’de Çocuk Tiyatrosu’nun gelişimine bakmak gerekir.
“Ülkemizde çocuk tiyatrosu düşüncesi ilk kez İstibdat döneminde ortaya atılmış, On dokuzuncu yüzyılın sonlarında okullarda oynanmak üzere çocuk oyunları yazılmaya başlanmıştır, II. Meşrutiyet dönemine gelindiğinde çocuk tiyatrosunun bir eğitim aracı olarak değerlendirilebileceği, ilkokul programında çocuk tiyatrosu derslerinin verilebileceği konusu uygulamaya değilse de gündeme gelir. İsmayil Hakkı Baltacıoğlu’nun okullarda tiyatro çalışması konusundaki görüşleri ve kendi yönetimindeki okul tiyatrosu çalışmaları o yılların en ileri eğitim anlayışını yansıtır.”
Cumhuriyet’in ilanından sonra ülkemizde ilk olarak çocuk tiyatrolarının kuruluş çalışmalarının yapılmaya başlandığı yıl 1935’dir. Bu çalışmalar batılı anlamda tiyatro yapma kaygısında olan İstanbul Şehir Tiyatrosu kapsamında başlatılmıştır. Muhsin Ertuğrul’un çabasıyla ilk olarak Şehir Tiyatroları bünyesinde bir çocuk biriminin kurulmasına karar verilmiştir. M. Kemal Küçük tarafından kaleme alınan “Çocuklara İlk Tiyatro Dersi” isimli oyun Tepebaşı Tiyatro’sunda Muhsin Ertuğrul tarafından sahneye konulmuştur. İlk yıl beklenen ilgi bulunamamasına karşın, ertesi sezon yine M. Kemal Küçük’ün yazdığı “Gülmeyen Çocuk” isimli oyun sergilenmiştir.
Çocuk tiyatrosu çalışmalarının kuruluş yıllarında özenle yürütüldüğüne dair önemli bir kanıt da Çocuk Tiyatroları dergisidir. Bu dergi küçük seyircilerle güçlü bir bağlantı kurulması yönünden önemli bir adımdır.
1937 yılından sonra ise Türk Tiyatrosu dergisinde çocuk tiyatrosuna da bir sayfa ayrılmaya başlanmıştır.
İstanbul Şehir Tiyatrosu Çocuk Tiyatrosu, ilk on yıl boyunca yalnızca yerli oyunlar oynamış, oyunlarda müzik ve dans birlikte düşünülmüş, oyunlara eşlik eden bir orkestra ile küçük bir dans topluluğu oluşturulmuştur. 1944 – 45 döneminde yetenekli çocukların çocuk tiyatrosuna alınması kararlaştırılmış, bu dönemin ikinci oyunu olan, “Her Şeyden Biraz” da on küçük sanatçıya yer verilmiştir. Aynı zamanda da çocuk tiyatrosu birimi kendi içinde, ilk okul öğrencileri için, ortaokul öğrencileri için diye iki sınıfa ayrılmış, bu da gençlik tiyatrolarının temelini oluşturmuştur.
Kuruluşundan sonraki ilk on yıl boyunca düzenli ve tutarlı bir biçimde yürütülen çocuk tiyatrosu çalışmalarında, 1946 – 47 sezonundan başlayarak dağınıklık gözlenmiştir. Bunun en önemli nedenlerinden biri olarak çocuk oyunlarında yalnız çocuk oyuncuların yer almasına karar verilmesi gösterilebilir. Çocuk yalnız çocuktan hoşlanır, çocuğu yalnız çocuk anlar gibi bir yargı sağlam bir pedagojik temele dayanmamaktadır. Bu durum tam on beş yıl boyunca sürmüş, İstanbul Şehir Tiyatroları’nın başına Max Meinecke’nin gelmesiyle son bulmuştur. Ardından yeniden göreve gelen Muhsin Ertuğrul da çocuk tiyatrosu çalışmalarını yaygınlaştırmıştır.
Devlet Tiyatrosu kapsamındaki çocuk tiyatrosu çalışmalarını Ankara Devlet Konservatuarı Tatbikat Sahnesi Çocuk Tiyatrosu’ndan başlayarak irdelemek gerekir. 1936 yılında kurulan Ankara Devlet Konservatuarı’nın Tiyatro Bölümü, 1941 yılından başlayarak “Tatbikat Sahnesi” adı altında düzenli aralıklarla olmakla birlikte Ankara, İstanbul ve İzmir’de çeşitli oyunlar sahnelemiştir. 1947 yılında Küçük Tiyatro’nun açılmasıyla birlikte bu çalışmalar düzenli bir görünüme kavuşmuştur. 1941 yılından başlayarak Devlet Konservatuarı Tiyatro ve Opera Bölümleri mezunlarının sanatçı olarak görev aldıkları Tatbikat Sahnesi’nin düzenli bir tiyatro görünümü kazanması, sürekli bir tiyatro binasına, yani Küçük Tiyatro’ya kavuşması ile mümkün olmuştur. Bunda 1947 yılında Tatbikat Sahnesi Genel Yöneticiliğine atanan Muhsin Ertuğrul’un katkısı oldukça büyüktür.
Muhsin Ertuğrul’un Küçük Tiyatro’nun açılmasının yanı sıra gerçekleştirdiği olumlu girişimlerden biri de Tatbikat Sahnesi kapsamında çocuk tiyatrosu çalışmalarını başlatmış olmasıdır. Muhsin Ertuğrul’un çağrısı üzerine İstanbul’dan Ankara’ya gelen ve çocuk tiyatrosu çalışmalarını yürütmekle görevlendirilen Mümtaz Zeki Taşkın geleceğin tiyatro seyircilerini küçük yaştan itibaren yetiştirmeyi amaçladıklarını bildirmiştir. Bu süreçte Devlet Tiyatroları’nda, İstanbul Şehir Tiyatroları’nda olduğu gibi bir çocuk tiyatrosu dergisi çıkarılmaya başlanmıştır.
Devlet Tiyatroları’nda sahnelenen ilk çocuk oyunu 31 Ocak 1948’de Küçük Tiyatro’da sergilenen Mümtaz Zeki Taşkın’ın yazdığı, müziklerini Fehmi Ege’nin hazırladığı ve Nüzhet Şenbay’ın sahneye koyduğu “Altın Bilezik”tir. Tatbikat Sahnesi ise aynı dönemde “Büyükbabanın Pireleri” isimli oyunu sahneye koymuştur.
1948 - 49 döneminde ilk sahnelenen oyun ise yine Mümtaz Zeki Taşkın’ın yazdığı “Kara Böcek”tir. Müziklerini Nazım Ülgen’in hazırladığı Agah Hün’ün sahneye koyduğu bu oyun ilk kez 16 Ekim 1948 tarihinde başlamış, yirmi yedi kez seyirci karşısına çıkmıştır.
Devlet Konservatuarı Tatbikat Sahnesi Çocuk Tiyatrosu çalışmalarını 1947 – 48 döneminden 1948 – 49 döneminin sonuna kadar sürdürmüştür. 1949 yılında Devlet Tiyatrosu’nun kurulmasıyla da sona ermiştir.
16 Haziran 1949 tarihinde yürürlüğe giren 5441 sayılı yasa ile Devlet Tiyatrosu kurulmuş, Devlet Tiyatrosu’ndan önce hazırlık çalışmalarını gerçekleştiren Tatbikat Sahnesi’nin işlevi böylece sona ermiş, Tatbikat Sahnesi yöneticiliğinden Devlet Tiyatrosu Genel Müdürlüğü’ne Muhsin Ertuğrul atanmıştır. Muhsin Ertuğrul, Devlet Tiyatroları bünyesinde çocuk tiyatrosuyla ilgili çalışmalar için yine Mümtaz Zeki Taşkın’ı görevlendirmiştir. 1949 – 50 döneminden başlayarak sürdürülen Devlet Tiyatrosu Çocuk Tiyatrosu çalışmaları Tatbikat Sahnesi kapsamında gerçekleştirilmiş olan düzen içinde yürütülmüştür.
Devlet Tiyatroları çocuk tiyatrosu çalışmalarının ilk oyunu olan “Yıldız Ece”, 20 Kasım 1949 tarihinde, bu dönemin ikinci oyunu olan Keloğlan 12 Mart 1950’de perdelerini açmış, küçük izleyicilerle buluşmuştur.
1954 – 55 dönemi Devlet Tiyatrosu kapsamında yer alan çocuk tiyatrosu çalışmaları açısından önemli bir dönem olmuş, 13 Eylül 1954 tarihinden başlayarak Devlet Tiyatrosu yönetim kurulunun kabul ettiği “Çocuk Tiyatrosu Kadro Yönetmeliği” yürürlüğe girmiştir. Böylece Devlet Tiyatrosu çocuk tiyatrosunda çalışacak sanatçılar da devlet tiyatrosu sanatçısı niteliği ile birlikte parasal yönden bir güvenceye kavuşturulmuştur. Çocuk Tiyatrosu Kadro Yönetmeliği’nin yürürlüğe girmesiyle 1947 – 48 döneminden başlayarak Devlet Konservatuarı Tatbikat Sahnesi çocuk tiyatrosu çalışmalarında yer alanlar dışardan sınavla seçilen sanatçılardan oluşan yeni bir çocuk tiyatrosu kadrosu oluşturulmuştur.
Bu yönetmelik bağımsız bir Devlet Çocuk Tiyatrosu’nun geliştirilmesi için önemli bir adım olmuş, ancak bu duruma yenileri eklenmemiş, bağımsız Devlet Çocuk Tiyatroları bugüne değin gerçekleştirilememiştir. Devlet çocuk tiyatrosu sanatçıları için düşünülmüş bu kadrolara atanan sanatçılar, bir süre sonra Devlet Tiyatrosu’nda yetişkinler için sahnelenen oyunlarda da görev aldıklarından bu kuruluşun sanatçı sıkıntısını büyük ölçüde azaltmaktan başka bir yarar sağlanmamıştır.
Bu dönemde Devlet Tiyatrosu yönetim kurulunun aldığı bir başka karar da çocuk oyun yazarlarına ödenen telif hakkının yükseltilmesidir. Böylece çocuk oyunu yazınının gelişmesine katkıda bulunmak amaçlanmıştır.
1955 -56 döneminden itibaren hem Devlet Tiyatrosu sahneleri artmış, hem de bölge müdürlükleri kurulmuştur. İzmir Devlet Tiyatrosu, Bursa Devlet Tiyatrosu ve İstanbul Devlet Tiyatroları’nın arka arkaya kurulmasıyla bu bölgelerde çocuk oyunları sergilenmeye başlanmıştır.
Ayrıca bu dönemden itibaren Ankara Devlet Tiyatrosu’nca gerçekleştirilen çocuk tiyatrosu çalışmalarında genellikle Çocuk Tiyatrosu kadrosu sanatçılarıyla, Devlet Tiyatrosu kadrosu sanatçıları görev almış, gerektiğinde amatör çocuk ve gençlere de oyuncu olarak yer verilmiştir.
1971 yılına kadar aralıklarla sürdürülen bu uygulama 1981’den sonra kesintiye uğramış, ancak Devlet Tiyatroları’nda tüm bölgelerde çocuk oyunları küçük izleyiciler karşısına çıkmaya devam etmiştir.
Gençlik tiyatrosu kapsamında ne yazık ki uygulamalar yok denecek kadar azdır. Gençlik tiyatrosu çocuk tiyatrosu kapsamında değerlendirilmiş, bu anlamda ciddi çalışmalar yapılmamıştır.

Bir Hastamın Anatomisi


Bir Hastamın Anatomisi

 Bir Hastamın Anatomisi

Modern Çağın Hastalığı Depresyon…

Aslında  bir çok depresyon çeşidi  vardır.Alkole uyuşturuya bağlı olarak olabileceği gibi yer değişikliğinden dolayı uyum sorunu yaşamaya bağlı depresyonlarda olabilmektedir.Ben burada beni bu konuda uzman  olma yolunda hızla ilerleten “Sevgili hastamın” Melankolik Depresyon  olarak adlandırabileceğimiz depresyonu ve ondan gözlemlediklerim üzerinde duracağım

Kendisinin  sık sık dile getirdiği  şikayetlerinden ve gözlemlerimden elde ettiğim sonuçlardan yola çıkarak bu yazıyı hazırlıyorum.

Günümüzün en çok görülen rahatsızlıklarının başında Depresyon gelir.Bu rahatsızlık en çok gençlerde görülmekte.Öncelikle şunu söylemek istiyorum depresyon gibi bir hastalıkların en çok görüldüğü tipler duygusal tiplerdir.İki tür duygusal tip vardır.Birincisi  tamamen içine kapanık olanlar.Bir de daha dışarıya dönük olanlardır.İçe dönük bir insanın ağır depresyon haline girmesi kişiliğinin toplumun genel yapısıyla yaşadığı çatışmadan da  olabilir.İkinci tipteki daha dışadönük olan tipteki biraz daha farklı bir şekilde gelişir. Bu tiplerin sürekli beklentileri vardır.Bu beklentileri daha çok başkasına  bağlı kendi kontrolünün dışındadır.Bu tipler kişilik itibariyle güçlü bir kişiliğe,dirayete, sağlam sinirlere sahip değildir.Güçsüz  kişilikleri  onları yaşanan ufak olaylarda dahi bunalıma sürükler.Duygularıyla hareket eden ve duygularının esiri olan bu kişiler  hem sık sık hayalkırıklığına uğrar hem de yaşadıkları duygusal dengesiz halleri kendilerine zarar  verir

Depresyona girmeye eğilimli olmak genetiktir.Kişi yapı itibariyle depresyona girebilmesi için gerekli koşulları bünyesinde barındırdığı için  hayatın içinde gelişen olaylar neticesinde mutlak suretle depresyona girecektir.

Depresyona giren insan hem kendini yalnızlığa mahkum eder, hem de bundan dolayı üzüntü duyar.Kendini güçsüz zavallı  bu dünyada  yaşayan en kötü en çekilmez insan olarak görür.Hastalık haline bağlı olarak ağır hareket eder.Hiç birşey yapmak içinde gelmez.Daha önceden çok sevdiği yapmaktan büyük keyif duyduğu ne varsa  hepsini bir anda  çöpe atar.Kendine güveni nerdeyse sıfıra yaklaşmıştır.Bu halinden hiç kurtulamayacağı düşüncesi aklını esir alır.Başka  hiçbir şey düşünemez hale gelir.Geçmişini hatırlayıp bugüne kadar yaptığı her şeyden pişmanlık duyabilir.Bir iç hesaplaşma yaşar.Bütün bunlar kendisini daha da kötü hale getirir.Bunun yanında değer verdiği  kişilerde dahil depresyon durumlarında herkese yabancılaşır.Kimseyi yanında istemez.Hareketleri  yavaşladığı gibi algıları da yavaşlar.Hiç bir şey anlamaz hale  gelebilir.Çoğu depresyon vakasında bunların dışında bir de ani kilo değişimleri görülmekte.Bu dengesiz kontrolsüz  hastalık  vucudun dengesini alt üst edecektir.Karamsarlık duygusu egemendir. Hiç kurtulamayacağı her şeyin  daha kötü olacağı düşüncesine  bağlı  ağır depresyonlarda  ölümü düşünme  ve intihar etme girişimleri  görülmektedir.İntihar etmenin temel sebeplerinden biri yaşama sevincinin kaybolması heyecanın kesilmesidir.Depresyon halinde kişi daha önce büyük bir heyecanla yaptığı mutlulukla katıldığı aktivitelerden keyif almamaya başlar.Bu da intihar psikolojisini tetikler.Bu rahatsızlık ayrıca uykusuzluğa  yol açabilmektedir.Uykusuzluğa yol açtığı halde kişi ağır depresyonda ise sık sık  dünyadan kendini soyutlayıp  yatakta kendini bulacaktır.Bu bir nevi  uyuyarak yarı ölümü seçme yoludur. Çoğu kez başarısız sonuçlar verir.Bununla beraber depresyon halindeki insanlar normal kalkması gereken saatten çok erken kalkarlar.Dolayısıyla sabah saatleri uyku düzensizliklerini de düşünürsek depresyonun en yoğun hissedildiği saatlerdir. Depresif halde  olan kişide  odaklanamama sorunu vardır. Örneğin öğrenciyse ders çalışmaya,  çalışır adeta.Odaklanmak  o kadar zor  hale gelir ki…

Depresif kişinin söyledikleri çevresi  tarafından çok fazla  dikkate alınmaması gerekir.Bu kişiler hakarete varan sözler kullanarak saldırgan hale gelebilmektedir.Algılamaları zayıf olduğu için  çevresinde  olup biten yahut onun iyiliğini isteyen kişileri  yanlış değerlendirebilir.Kendisine yöneltilecek soruları veya yaklaşımları  doğru algılayamadığından yargıları da buna paralellik gösterir.

Çoğu zaman  bir iki hafta süren depresyon ciddiye alınması gereken çağımızın en yaygın psikolojik rahatsızlıklarındandır.Fakat ağır depresyon vakaları çok daha uzun sürer.Tabi burada bir ayrım yapmak gereklidir.

Depresif kişiliğe bürünmek    bir nedene  bağlıdır.Yani kişinin normal olan tavır ve davranışları yaşanan bir  olay yüzünden değişir erozyona uğrar  ve kişiyi bunalıma sürükler.

Oysa  ağır depresyon halindeki bir kişinin tam anlamıyla bir nedeni yoktur.Az önce bahsettiğimiz çevreye olan yabancılaşma kendisinin iyiliğini isteyen ona yardım etmek isteyenlere  karşı takındığı tavır geçici bir sürenin ötesinde  uzun süreli bir zamana yayılır.Saldırgandır.Kendine  yaklaşılmasından nefret eder.Kendi  iç dünyasına gömülür.

Tam anlamıyla ağır depresyonun  depresif kişilikten farkı daha uzun süreli olması ve herhangi bir nedene  bağlı olmamasıdır.

Sevgili  Hastama dönüyorum…

1-)Kendisini güçsüz hissetmesi ile birlikte  başlarda  içe kapanma insanlardan uzaklaşma eğilimleri  gösterdi. Kendisine hiç kimsenin yardım edemeyeceği,herkesin kendisinden uzaklaşması gerektiği  duygusuna kapıldı.

2-)Bu yüzden çok karamsar bir ruh haline büründüğü gibi  hiçbir şeyin iyi gitmeyeceği düşüncesi  kendisinde hasıl oldu.

3-Beğenileri,yapmaktan keyif aldığı şeylerde dahil her şeyden soğudu.Bütün kavramları değersiz kılma anlam yükleyememe sorunları yaşadı.

4-Heyecanın, yaşamı sevincinin azalması neticesinde  yaşamdan nefret eder hale geldi.Yaşama isteği kayboldu.

5-)Bana duygusal bir bağla bağlı olan hastam sonrasında bana karşı bir şey hissedemediğini itiraf etti.

6-Algılama,unutma sorunları yaşadı.Kendisine yönelttiğim sorulara verdiği cevaplar makul sürenin çok ötesindeydi.

7- Üzerine fazla  gitmem neticesinde saldırganlaştı.Kendisinden beklenmeyecek hakaretler etti.

8-)Sabahları her zamankinden erken kalktı. Uykusuzluk problemi çekti.

9-Sürekli ağladı.Ağlamalarının ardı arkası kesilmedi…

10-Kendini güçsüz  yorgun bitkin hissetti. Bu psikolojik durum isteksizliğe yol açtı.

11- İçinde kopan fırtınaların aksi önde hareket etmek zorunda kaldı.Yani iyi görünmek zorunda kalan neşeli  mutlu kızı  oynadı.Duyguları gidip geldiğinden  zaman zaman da bunda başarılı oldu.

12-)İştahsızlığı ilerleyen dönemde beslenme bozukluğuna bu dengesizlik oburluğa yol açtı.

13-) Depresif halinin ilerleyen bölümünde kararsızlığa bağlı gel gitler yaşadı. Ve geçmişte Yaptıklarından  pişman oldu.

14- Bu pişmanlıklar kendisinin dünyanın en kötü insanı olduğu konusunda  duyguları oluşmasına, yaşadığı çaresizlik bu şekilde böyle bir savunma mekanizması geliştirmesini sağladı.

15-Benimle birlikte etrafındakilere de bir şey hissedememe sorunları yaşadığından dolayı pişmanlık ve suçluluk duygusu içersine girdi.

16-)Odaklanma problemi peşini  bırakmadı. Kitap okurken ders çalışırken sayfanın kaçıncı sayfa olduğunu  şu an ne yaptığının farkında olamayacak kadar aklı başka yerlerdeydi.Algılama sorununa  bağlı sayfaları tekrar okudu.

17-)Odaklanma sorunu yaşayan hastam o sayfalara konstrasyon zorluğu çekerken geçmişiyle hesaplaşıp suçluluk duygusuna büründü. her şeyin sorumlusu  kendisinin olduğu kanaatine vardı.Bu suçluluk duygusu ve bana ihtiyacı olduğunu anımsaması üzerine tekrar  bana doğru yöneldi.

18-)Bu süre içersinde hastam eskiden yaşadığı duygulara geri dönmüş olsa da bu depresif halin kendinden bir şeyler götürdüğünü fark etti.Kısmen  normalleşmeye başlayan hastam depresif hali boyunca yaptıklarından  dolayı suçluluk duygusunun etkisiyle ve hala tam anlamıyla çıkamadığı depresif haline bağlı bir şey hissedememe  bir şeye  bağlanamama duygusu ile kararsızlık içersine girdi.Çünkü duyguları yaaşdığı sıkıntılar sonucunda erozyona uğramıştır.

Bunları niye anlatıyorum? Çünkü sevgili hastam gibi bir çok depresif durumlar gözlenen insanlar depresyonun bir hastalık olduğunu major depresyon hali hariç geçici olduğunun farkında olmadıklarından kendilerini daha huzursuz  daha karamsar hissetmektedir.

Bilinmeyen şeyler korku verir.Oysa  çağımızın bu yaygın hastalığı bilinmeyen tanımlanamayan bir şey değildir..Korkulacak birşey yoktur.

Sevgili  Hastam nezninde diğer depresyon hali içersinde olanlara söylebileceğim şey kendinizi yalnızlığa terk etmeyin.Bu işleri daha da çok zorlaştırcaktır.

Peki  hastam ne yapmalı.?

Öncelikle   kendisinin yalnız olmadığını unutmamalıdır.Bu tür vakalar sıklıkla karşılaşılan vakalardır.Ve çoğu zaman geçicidir. Sorunun   kaynağı olumsuz düşüncelerin karamsarlığın ruhu büsbütün sarmasıdır.Kendisini olumsuz düşünmeye iten sebepleri irdeleyip neden bu şekilde düşündüğünü sorgulayıp bu şekilde düşünmenin kendisine zarar getirdiğini görebilmesiyle bu yaklaşımdan vazgeçip yerine başka bir alternatif yaklaşım ortaya koyabilmesi gereklidir. Yani kendisine zarar  veren bu kısır döngüyü kırmalıdır.İçinde bulunduğu karamsar ruh halinden kurtulmak adına yeni ilgi alanları edinmelidir.Mutlak suretle kendi içine kapanmaktan kaçıp çevreyle ilişki kurması gereklidir.

Bu zamana  kadar  olaylara  yaklaşımın dışında başka yaklaşımlarla hadiselere yaklaşmanın kendisi açısından  imkanlı olup olmadığını düşünmelidir. Diğer  “normal” olan insanları gözlemleyip aynı durumlarda  onların bakış açılarının ne olduğunu onların kendisinin başına gelen olaylara  ne tepki verebileceği  ve kendisinin neden onların yaklaşımları gibi  bir yaklaşım göstermediğini kendisini iyi hissettiği zamanlardaki bakış açısıyla şimdikini kıyaslayıp düşünmelidir. Kendisinin şu an iyi bir ruh halinde olmadığını fark edip şu an düşündüklerinin,aldığı kararların sağlıklı olamayacağını fark edip kaygılarının çoğunun yersiz olduğunu bu durumun geçici  olduğunu  düşünmelidir.

Diğer yandan   kendisinin  çözemediği  konularda  güvenebileceği birinden (mesela  benden  )

destek almalı kendini sorun yumaklarının içinde boğulmaktan kurtarmalıdır.Şayet bu sorunlar bu destek sayesinde çözülmezse  ve hastamız kendini halen daha huzursuz ve mutsuz hissederse,kendisine sıkıntı veren bu sorunları bu huzursuzluğa yol açan problemleri  kendini iyi hissedene  kadar rafa kaldırmalıdır.

Peki   hastamı ve benzer şikayetleri  olan  diğer kadınları bu duruma sürüklemede erkeklerin rolü nedir?

Olayı   duygusal ilişkilerde yaşanan sorunlardan kaynaklanan depresyona indirgersek -ki bu her zaman böyle  olmayabilir- şunu unutmamak  gerekir ki:

Kadınlar bu tür durumlardan sıklıkla depresyona girebilmektedir.Şahsımında bunda az ya da  çok katkısı  olmuştur.

Kadınları yıpratan etkenlerden biri kıskançlıktır.Özellikle aile baskısı nisbeten düşük ya da hiç yaşamamış  kadınların ikili ilişkilerindeki erkek aşırı sahiplenme aşırı kıskançlık eğilimleri içersinde olduğunda her ne kadar kadın bundan belli bir oranda haz duysa da ilerleyen sürede bu bıkkınlık verecek kişinin benliğinden uzaklaşıp başka biri olduğunu hissetmeye başlaması onu mutsuz kılacak bu da ilişkinin heyecanının yavaş yavaş yok olmasına yol açacaktır.Bu tip bir kadın  kendi kişiliğine çok fazla müdahale edildiğinde bundan farkında  olsun ya da  olmasın büyük bir rahatsızlık duyacaktır.Bunun etkileri eninde sonunda ortaya çıkacaktır.Yani  bu noktada erkeklerin kadının birey olduğunu kendisine has özellikleri  olabileceğini dozu kaçırmamaları gerektiğini  fazla  kıskançlığın ve müdahalelerin kadın üzerine baskıya yol açacağını unutmamaları gerekir..

OnuR: Demesi  kolay…Kıskanmamak mümkün mü?

O zaman avucunu yalarsın Onur bey…Neyse sus!Birbirimize hakaret etmeyelim..Nasıl olsa aynı kişiyiz…

Bir başka konuda  ikili ilişkilerde kadının erkekle iletişim sorunu yaşadığına kanaat getirip bundan dolayı ümitsizliğe kapılmasıdır. Bu sorun erkeğin bir şey anlatmaması içine kapalı olması durumunda ortaya çıkar. Kadın erkeğe sıkıntısının ne olduğunu sorduğu yardım etmek istediği  halde erkek oralı olmayıp içine kapanık tavırlar sergilerse  kadın bundan büyük zarar görür. Bu onu fazlasıyla yıpratır.

Nitekim hastamızın duygularında eskisi  gibi  olamama yani duygularının erozyona uğramasında bahsettiğimiz bu iki konunda etkileri olmuştur…

 

OnuR

 

<<Önceki Sayfa |1/ 6|