Edebiyat Sayfası,edebiyat,türkçe,Dil ve Anlatım,Çözümlü Sorular,Yazılı Soruları,Biyografiler

Anlatmaya Bağlı Edebi Türler nelerdir - Masal örnekleri

 

1.1. ANLATMAYA DAYALI TÜRLER

 

1.1.1. Masal

Anonim Halk Edebiyatı mahsullerinin en yaysın olanlarından biri de masaldır. Bu mahsullere ad olarak verdiğimiz kelime Habeşçe “mesl”, Ârâmice “mesla” ve İbrânice’deki “masâl”dan, Araplara “mesel, mâsal” şekli ile mukayese ve karşılaştırma mânasıyla geçtikten sonra Türkçe’ye mal olmuştur.

Bir çok yazarlar tarafından “hikaye, efsane, menkabe, kısa, fabl, atalar sözü, tekerleme vb” karşılığında kullanılmış, düşünülmüş ve tespit edilmiş olan masal bazı Türk boylarındaki lehçe ve ağızlarda ayrı ayrı isimler almaktadır. Çuvaş Türkleri’nin “hallap”, Kazakların, Kırgızların, Kazanlıların “ertek, ertepi” Teleutların “çorçek” ve Doğu Türkistan Türkleri’nin aynı kökten “çoçek” deyimini kullandıklarını biliyoruz.

Masalları hakim vasıflarına göre “Bilinmeyen bir yerde bilinmeyen şahıslara ve varlıklara ait hadiselerin macerası, hikayesi” olarak tarif edebiliriz. Sözlü edebiyat ananesinin mahsulü bu hikayelerin bilinmeyen zamanı “vaktiyle”ye karşılık bir “evvel” zamanıdır. Türk masalcılarının gramer kategorisinden “mişli geçmiş” veya “geniş zaman” ile hikaye, roman üslubu yarattığı bu zaman, varlığı ile yokluğu tereddüde düşüren “bir varmış bir yokmuş” tekerlemesinde kendini gösteren bir geçmiş zamandır. Bu zaman masal kahramanına geniş hareket imkanı verdiği için hür zamandır. İşte böyle bir zaman içinde vakit geçirmek, insanları eğlendirirken terbiye etmek düşüncesinden hareketle, hususi bir üslupla anlatılır ve yazılır. Umumiyetle kadınlar tarafından anlatılan ve sonradan bir kısmı meraklılarınca yazıya geçirilen bu mahsullerin kahramanlarının yazdıkları veya bulundukları ülkeleri tespit ve tayine imkan yoktur.

Masalların kahramanları: İnsanlar (padişah, tüccar, oduncu, keloğlan, Arap vb.); hayvanlar (aralan, tilki, at, güvercin, papağan vb.); bitkiler (ağaç, çiçek vb.); maddi unsurlar, alet ve eşya (dağ, taş, mağara, kuyu, su, sofra, seccade, değirmen, ayna, çalgı vb.); hayalî yaratıklar (dev, cin, peri vb.) yalın fikirler (akıl, zeka, iyilik, kötülük, güzellik vb.) gibi akla gelen her şeydir.

Masalcı bu kahramanları, zaman-zaman eski inanç din, kültür ve medeniyet unsurlarından gelen malzemenin kompozisyonu içinde dinleyicisi ile okuyucusuna “hikaye, dram, fıkra” biçimlerinde anlatır. Menkabe gibi “inanma” hususiyeti taşımayan masallar, bizde bir başlangıç, bir asıl masal ve bir de sonuç olmak üzere üç kısımda toplanabilir. Başlangıç bir tekerlemedir. Dinleyicinin dikkat ve alakasını masal üzerine çekmekte kullanılan “seci”li bir nedir veya manzum-mensur bir formüldür. Asıl masalın muhtevası dışında, müstakil bir hüviyet gösteren bu formüller, hadiseleri birbirlerine bağlamak ve dağılan alakayı tazelemek maksadı ile hikayenin ortasında da kullanılabilir. Sonuç, kahramanların kaderlerini tayin eden bölüm olarak tiyatrodaki perde kapısına benzer şekilde, hafızalarda kalacak kısa bir tekerleme ile nihayet bulur.

Masalcı, masalını ona dili ile tabii Türkçe ile anlatır, o, dilin zevk ve şuuruna yükselmiş bir sanatçıdır.

Umumiyetle okumanın ve yazının gelişmediği devirlerde ve muhitlerde nesillerden nesillere intikal eden ve hususiyle geceleri söylenen masalların ilk yaratıcılarını bilemiyoruz. Sonraları hafızadan hafızaya geçen bu mahsullerin “musannif” adı verilen ikinci ve üçüncü elden anlatıcıları karşımıza çıkıyor. Biz Türkçe’de bu sanatçıya “masalcı”adını veriyoruz.

İnsanlığın hayat içinde ve tabiat karşısındaki ortak duygu ve düşüncelerinin temelini işleyen masallar, söyledikleri dile göre milli karakter kazanırlar.

Hint ve Türk masalı deyişimiz bundandır. Zamana, muhite ve inançlara göre değişikliklere uğrayan; bazen eski motiflerini kaybedip yeni motiflerle beslenen bu mahsuller meraklılar ve dilcilere muhtelif usullerle tespit edilmekte, yazarlar tarafından sanat eseri haline getirilmektedir.*

1.1.1.1. Kedi Prens

Bir varmış bir yokmuş. Bir köyde fakir bir kadın ile kızı varmış. Bu kız ile kadının evine her gün kara bir kedi gelirmiş. Bu kedi üstlerine yatarmış. Bunlar bu ağırlıktan usanmışlar. Günde böyle, günde böyle...

Kedi bir gün bir yere gider. Sırtını soyunur. Kedinin sırtını içinden insan çıkar. Cebinden de bir fındık çıkartır. Fındığın içinden de hanımı çıkar. Ondan sonra kedi tekrar sırtını giyerek eve gider ve kadın ile kızın üstüne yatar. Kız, bu olan biteni görür. Sabah olunca annesine:

“Bugün ben bir rüya gördüm. Böyle böyle. Bu kedimiz gidiyor, kedi sırtını soyuyor. Cebinde de bir fındık çıkartıyor. Bu fındık kabuğundan da karısı çıkıyor. Karısı da gidiyor bir altın dağına varıyor. Altın dağından bir parça kapıyor. Gümüş dağına varıyor. Gümüş dağından da bir parça kapıyor. Bakır dağına varıyor. Bakır dağından da bir parça kapıyor” der.

Kedi adamı uyutunca karısı gider bir çadıra varır. Bu çadırda bir zenci varmış. Bu zenci ile ilişki kurar. Tekrar eve gelir ve yatar. Kız sabah olunca kediye bunları anlatır. “Böyle böyle oluyor; Ama bunları rüyamda oluyor” der. Kedi sinirlenir, tüyleri diken diken olur. Ondan sonra sırtını soyar.

“Bunu aslı varsa benimsin, yoksa seni öldürürüm” der.

Kedi içkiyi içer ve yatar. Uyur numarası yapar. Karısı yine aynı şekilde kalkar yola koyulur. Kız ile kedi adam kadının peşine takılır. Altın dağına varırlar. Kız:

İşte, altın dağını gördün mü?”

Bayağı bir yol aldıktan sonra bakır dağına da varırlar.

İşte, bakır dağını da gördün mü?”

“Gördüm”

Bakır dağına ,gümüş dağına yani üç tane dağa varırlar. Çadıra gelirler. Zenci adam, kedinin karısına” neden geç kaldın?”diye bağırmaktadır. Kadın kedinin evinde de nazlar,cilveler yaparmış. Daha sonra kadın zenciyle ilişkiye girer. Geri döner ve eve gelir. Kedi gözleriyle olan biteni görür. Karısına:

“Kızgın katır mı istersin, kesin satır mı?”der.

Kadını katırın kuyruğuna bağlar. Katırı sürdürür. O kızla da evlenir ve ererler muratlarına.

EMİNE BULUT

1.1.1.2. Evi Ev Yapan Kadındır

Bir padişahın kızı, babasının yanında devamlı olarak evi ev yapan kadındır dermiş. Sürekli olarak bu kelimeyi kullanırmış. Babası yani padişah buna kızmaya başlamış.

“Kızım ben insan değil miyim? Evi ev yapan kadındır diyorsun erkek insan değil mi?”demiş

Padişah bir gün baş vezirine: “Git dolaş, benim ülkemdeki en tembel delikanlıyı bul getir” der. Baş vezir memleketi dolaşmaya başlar. Orada burada derken bir armut altında iki genç yatmıştır. Tam boş verir onlara yaklaşacağı sırada armut ağacından bir armut düşer. Yerde yatan gençlerden bir tanesi:

“Üşenmesem de şu düşeni alsam yesem” der.

Yatan öbür genç:

“Bu sözü üşenmeden nasıl söyledin?”der.

Baş vezir bu konuşmaları duyar. “Tamam bundan daha tembel olamaz. Konuşmaya bile tembellik yapıyor” der ve hemen adamı yakalar padişaha götürür.

“ Padişahım durum bundan ibaret”

Padişah:

“ Nasıl?”

Vezir:

İki genç armut ağacının altında yatıyorlardı. Bir armut düştü. Gençlerden bir tanesi, üşenmesem de şu armudu alsam yesem dedi. Ama bu getirdiğim ona üşenmeden bu sözü nasıl söyledin? dedi. Ben de en tembel bu diye bunu alıp geldim.”

Padişah:

“Tam. Olsa olsa tembel bu kadar olur. Bundan tembel bulunmaz” der. Bu adamı giydirir kuşatır. Adama:

“Allah’ın emriyle kızımı sana verdim. Kızımla evleneceksin” der.

Adam tabii itiraz eder mi? Yiyeceği yok, giyeceği yok. Tarlası, takımı yok. Bir padişah kızıyla evlenmeyi derhal kabul eder. Padişah bu genç ile kızını tam kırk gün, kırk gece davullu zurnalı düğünle evlendirir. Birkaç gün bunları evde misafir ettikten sonra, bir kese altın vererek kızına:

“Kızım Evi ev yapan kadın mı, erkek mi? Sen bir kadınsın bir ev yap da göreyim. Ülkemi terk et” der.

Kız ile oğlan uzak bir ülkeye yerleşirler. Kız orada beyine ticaretle uğraşmaya başlar. Adam, birkaç sene içerisinde hayli zengin olur. Açları doyurur. Öksüzleri, yetimleri himayesi altına alır. Böylece kendisini herkese tanıtır ve sevdirir. Tembelliği kalmaz. Nihayet o ülkede bir krala ihtiyaç duyulur. Oranın halkı bu adamı kendilerine yönetici olarak seçerler. Ülkesini idare etmeye başlar.

Padişahın kızı, babasına bir mektup göndererek ülkesine davet eder. Fakat ordusuyla gelmesini söyler. Babası bu mektubu alınca “Komşu ülkenin padişahı beni davet ediyor” diyerek, memnuniyetle bu teklifi kabul eder. Uzun bir hazırlık yapar. Ordusunu da hazırlayarak komşu ülkeye sefere gitmeye karar verir. Tabii padişah, gelenin kayınpederi olduğunu bilmektedir. Hanımı da babası olduğunu bilir; Ama kendilerini belli etmezler. Babalarının kendilerini tanımamaları için kılık değiştirirler. Günlerce padişah ve ordusunu yedirir, içirir ve besler. Nihayet bir gün padişahın kızı babasına:

“Babacığım, sizin bir kızınız varmış. Sizin yanınızda her zaman, Evi ev yapan kadındır dermiş. Siz de ona kızarmışsınız. Kendi ülkemizden tembel bir gençle onu evlendirmişsiniz. Hududunuzun dışına çıkarmışsınız. Doğru mu?” der.

“Doğru olmaya doğru ama, siz bunu noksansız olarak kimden öğrendiniz? Nasıl biliyorsunuz böyle olduğunu?”

Bu arada padişahın kızı ve tembel damadı, tanımamak için giydikleri giysileri çıkarırlar. Kız:

“Baba benim. Ben senin kızınım. Evi ev yapan kadındır diyen kızın benim” der.

Padişah:

“Haklıymışsın kızım.”

Sarılır, öpüşürler ve mutlu olurlar. Onlar mutlu olur, bizim de masalımız burada son bulur.

ARİF ZEKİ DEMİRCİOĞLU

 

Anonim Halk Edebiyatı mahsullerinin en yaysın olanlarından biri de masaldır. Bu mahsullere ad olarak verdiğimiz kelime Habeşçe “mesl”, Ârâmice “mesla” ve İbrânice’deki “masâl”dan, Araplara “mesel, mâsal” şekli ile mukayese ve karşılaştırma mânasıyla geçtikten sonra Türkçe’ye mal olmuştur.

Bir çok yazarlar tarafından “hikaye, efsane, menkabe, kısa, fabl, atalar sözü, tekerleme vb” karşılığında kullanılmış, düşünülmüş ve tespit edilmiş olan masal bazı Türk boylarındaki lehçe ve ağızlarda ayrı ayrı isimler almaktadır. Çuvaş Türkleri’nin “hallap”, Kazakların, Kırgızların, Kazanlıların “ertek, ertepi” Teleutların “çorçek” ve Doğu Türkistan Türkleri’nin aynı kökten “çoçek” deyimini kullandıklarını biliyoruz.

Masalları hakim vasıflarına göre “Bilinmeyen bir yerde bilinmeyen şahıslara ve varlıklara ait hadiselerin macerası, hikayesi” olarak tarif edebiliriz. Sözlü edebiyat ananesinin mahsulü bu hikayelerin bilinmeyen zamanı “vaktiyle”ye karşılık bir “evvel” zamanıdır. Türk masalcılarının gramer kategorisinden “mişli geçmiş” veya “geniş zaman” ile hikaye, roman üslubu yarattığı bu zaman, varlığı ile yokluğu tereddüde düşüren “bir varmış bir yokmuş” tekerlemesinde kendini gösteren bir geçmiş zamandır. Bu zaman masal kahramanına geniş hareket imkanı verdiği için hür zamandır. İşte böyle bir zaman içinde vakit geçirmek, insanları eğlendirirken terbiye etmek düşüncesinden hareketle, hususi bir üslupla anlatılır ve yazılır. Umumiyetle kadınlar tarafından anlatılan ve sonradan bir kısmı meraklılarınca yazıya geçirilen bu mahsullerin kahramanlarının yazdıkları veya bulundukları ülkeleri tespit ve tayine imkan yoktur.

Masalların kahramanları: İnsanlar (padişah, tüccar, oduncu, keloğlan, Arap vb.); hayvanlar (aralan, tilki, at, güvercin, papağan vb.); bitkiler (ağaç, çiçek vb.); maddi unsurlar, alet ve eşya (dağ, taş, mağara, kuyu, su, sofra, seccade, değirmen, ayna, çalgı vb.); hayalî yaratıklar (dev, cin, peri vb.) yalın fikirler (akıl, zeka, iyilik, kötülük, güzellik vb.) gibi akla gelen her şeydir.

Masalcı bu kahramanları, zaman-zaman eski inanç din, kültür ve medeniyet unsurlarından gelen malzemenin kompozisyonu içinde dinleyicisi ile okuyucusuna “hikaye, dram, fıkra” biçimlerinde anlatır. Menkabe gibi “inanma” hususiyeti taşımayan masallar, bizde bir başlangıç, bir asıl masal ve bir de sonuç olmak üzere üç kısımda toplanabilir. Başlangıç bir tekerlemedir. Dinleyicinin dikkat ve alakasını masal üzerine çekmekte kullanılan “seci”li bir nedir veya manzum-mensur bir formüldür. Asıl masalın muhtevası dışında, müstakil bir hüviyet gösteren bu formüller, hadiseleri birbirlerine bağlamak ve dağılan alakayı tazelemek maksadı ile hikayenin ortasında da kullanılabilir. Sonuç, kahramanların kaderlerini tayin eden bölüm olarak tiyatrodaki perde kapısına benzer şekilde, hafızalarda kalacak kısa bir tekerleme ile nihayet bulur.

Masalcı, masalını ona dili ile tabii Türkçe ile anlatır, o, dilin zevk ve şuuruna yükselmiş bir sanatçıdır.

Umumiyetle okumanın ve yazının gelişmediği devirlerde ve muhitlerde nesillerden nesillere intikal eden ve hususiyle geceleri söylenen masalların ilk yaratıcılarını bilemiyoruz. Sonraları hafızadan hafızaya geçen bu mahsullerin “musannif” adı verilen ikinci ve üçüncü elden anlatıcıları karşımıza çıkıyor. Biz Türkçe’de bu sanatçıya “masalcı”adını veriyoruz.

İnsanlığın hayat içinde ve tabiat karşısındaki ortak duygu ve düşüncelerinin temelini işleyen masallar, söyledikleri dile göre milli karakter kazanırlar.

Hint ve Türk masalı deyişimiz bundandır. Zamana, muhite ve inançlara göre değişikliklere uğrayan; bazen eski motiflerini kaybedip yeni motiflerle beslenen bu mahsuller meraklılar ve dilcilere muhtelif usullerle tespit edilmekte, yazarlar tarafından sanat eseri haline getirilmektedir.*

 

1.1.1.1. Kedi Prens

Bir varmış bir yokmuş. Bir köyde fakir bir kadın ile kızı varmış. Bu kız ile kadının evine her gün kara bir kedi gelirmiş. Bu kedi üstlerine yatarmış. Bunlar bu ağırlıktan usanmışlar. Günde böyle, günde böyle...

Kedi bir gün bir yere gider. Sırtını soyunur. Kedinin sırtını içinden insan çıkar. Cebinden de bir fındık çıkartır. Fındığın içinden de hanımı çıkar. Ondan sonra kedi tekrar sırtını giyerek eve gider ve kadın ile kızın üstüne yatar. Kız, bu olan biteni görür. Sabah olunca annesine:

“Bugün ben bir rüya gördüm. Böyle böyle. Bu kedimiz gidiyor, kedi sırtını soyuyor. Cebinde de bir fındık çıkartıyor. Bu fındık kabuğundan da karısı çıkıyor. Karısı da gidiyor bir altın dağına varıyor. Altın dağından bir parça kapıyor. Gümüş dağına varıyor. Gümüş dağından da bir parça kapıyor. Bakır dağına varıyor. Bakır dağından da bir parça kapıyor” der.

Kedi adamı uyutunca karısı gider bir çadıra varır. Bu çadırda bir zenci varmış. Bu zenci ile ilişki kurar. Tekrar eve gelir ve yatar. Kız sabah olunca kediye bunları anlatır. “Böyle böyle oluyor; Ama bunları rüyamda oluyor” der. Kedi sinirlenir, tüyleri diken diken olur. Ondan sonra sırtını soyar.

“Bunu aslı varsa benimsin, yoksa seni öldürürüm” der.

Kedi içkiyi içer ve yatar. Uyur numarası yapar. Karısı yine aynı şekilde kalkar yola koyulur. Kız ile kedi adam kadının peşine takılır. Altın dağına varırlar. Kız:

İşte, altın dağını gördün mü?”

Bayağı bir yol aldıktan sonra bakır dağına da varırlar.

İşte, bakır dağını da gördün mü?”

“Gördüm”

Bakır dağına ,gümüş dağına yani üç tane dağa varırlar. Çadıra gelirler. Zenci adam, kedinin karısına” neden geç kaldın?”diye bağırmaktadır. Kadın kedinin evinde de nazlar,cilveler yaparmış. Daha sonra kadın zenciyle ilişkiye girer. Geri döner ve eve gelir. Kedi gözleriyle olan biteni görür. Karısına:

“Kızgın katır mı istersin, kesin satır mı?”der.

Kadını katırın kuyruğuna bağlar. Katırı sürdürür. O kızla da evlenir ve ererler muratlarına.

EMİNE BULUT

 

1.1.1.2. Evi Ev Yapan Kadındır

Bir padişahın kızı, babasının yanında devamlı olarak evi ev yapan kadındır dermiş. Sürekli olarak bu kelimeyi kullanırmış. Babası yani padişah buna kızmaya başlamış.

“Kızım ben insan değil miyim? Evi ev yapan kadındır diyorsun erkek insan değil mi?”demiş

Padişah bir gün baş vezirine: “Git dolaş, benim ülkemdeki en tembel delikanlıyı bul getir” der. Baş vezir memleketi dolaşmaya başlar. Orada burada derken bir armut altında iki genç yatmıştır. Tam boş verir onlara yaklaşacağı sırada armut ağacından bir armut düşer. Yerde yatan gençlerden bir tanesi:

“Üşenmesem de şu düşeni alsam yesem” der.

Yatan öbür genç:

“Bu sözü üşenmeden nasıl söyledin?”der.

Baş vezir bu konuşmaları duyar. “Tamam bundan daha tembel olamaz. Konuşmaya bile tembellik yapıyor” der ve hemen adamı yakalar padişaha götürür.

“ Padişahım durum bundan ibaret”

Padişah:

“ Nasıl?”

Vezir:

İki genç armut ağacının altında yatıyorlardı. Bir armut düştü. Gençlerden bir tanesi, üşenmesem de şu armudu alsam yesem dedi. Ama bu getirdiğim ona üşenmeden bu sözü nasıl söyledin? dedi. Ben de en tembel bu diye bunu alıp geldim.”

Padişah:

“Tam. Olsa olsa tembel bu kadar olur. Bundan tembel bulunmaz” der. Bu adamı giydirir kuşatır. Adama:

“Allah’ın emriyle kızımı sana verdim. Kızımla evleneceksin” der.

Adam tabii itiraz eder mi? Yiyeceği yok, giyeceği yok. Tarlası, takımı yok. Bir padişah kızıyla evlenmeyi derhal kabul eder. Padişah bu genç ile kızını tam kırk gün, kırk gece davullu zurnalı düğünle evlendirir. Birkaç gün bunları evde misafir ettikten sonra, bir kese altın vererek kızına:

“Kızım Evi ev yapan kadın mı, erkek mi? Sen bir kadınsın bir ev yap da göreyim. Ülkemi terk et” der.

Kız ile oğlan uzak bir ülkeye yerleşirler. Kız orada beyine ticaretle uğraşmaya başlar. Adam, birkaç sene içerisinde hayli zengin olur. Açları doyurur. Öksüzleri, yetimleri himayesi altına alır. Böylece kendisini herkese tanıtır ve sevdirir. Tembelliği kalmaz. Nihayet o ülkede bir krala ihtiyaç duyulur. Oranın halkı bu adamı kendilerine yönetici olarak seçerler. Ülkesini idare etmeye başlar.

Padişahın kızı, babasına bir mektup göndererek ülkesine davet eder. Fakat ordusuyla gelmesini söyler. Babası bu mektubu alınca “Komşu ülkenin padişahı beni davet ediyor” diyerek, memnuniyetle bu teklifi kabul eder. Uzun bir hazırlık yapar. Ordusunu da hazırlayarak komşu ülkeye sefere gitmeye karar verir. Tabii padişah, gelenin kayınpederi olduğunu bilmektedir. Hanımı da babası olduğunu bilir; Ama kendilerini belli etmezler. Babalarının kendilerini tanımamaları için kılık değiştirirler. Günlerce padişah ve ordusunu yedirir, içirir ve besler. Nihayet bir gün padişahın kızı babasına:

“Babacığım, sizin bir kızınız varmış. Sizin yanınızda her zaman, Evi ev yapan kadındır dermiş. Siz de ona kızarmışsınız. Kendi ülkemizden tembel bir gençle onu evlendirmişsiniz. Hududunuzun dışına çıkarmışsınız. Doğru mu?” der.

“Doğru olmaya doğru ama, siz bunu noksansız olarak kimden öğrendiniz? Nasıl biliyorsunuz böyle olduğunu?”

Bu arada padişahın kızı ve tembel damadı, tanımamak için giydikleri giysileri çıkarırlar. Kız:

“Baba benim. Ben senin kızınım. Evi ev yapan kadındır diyen kızın benim” der.

Padişah:

“Haklıymışsın kızım.”

Sarılır, öpüşürler ve mutlu olurlar. Onlar mutlu olur, bizim de masalımız burada son bulur.

ARİF ZEKİ DEMİRCİOĞLU

 

1.1. ANLATMAYA DAYALI TÜRLER

 

1.1.1. Masal

  • Yorum yaz!
  • Baglanti
  • Yorum yaz! : Arkadasina Gonder!
    0yorum yazilmistir

    <<Önceki Sayfa |/ |Sonraki Sayfa>>